Full Frame Documentary Film Festivali Time Piece
Time Piece gösteriminden ilk izlenimler
Albert Maysels ile röportaj
Nurdan Arca Blog
Albert Maysels İle Röportaj 9.04.2006 FullFrame Film Festivali - Durham North Carolina
(Yazının ses kaydına Youtube Kanalımızdan ulaşabilirsiniz)
Ben- Sizinle birlikte çalıştığımız 12 filmden oluşan omnibüs belgesel “Time Piece” hakkında ne düşünüyorsunuz?
A. Maysels - Büyük ölçüde potansiyel var.
Ben- Siz belgeselde ve direct sinemada hepimizin ustasısınız, sizinle bu projede işbirliği yapmaktan heyecan duyuyoruz. Belgeselde direct sinemanın bugünkü durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
M- İnsanlar için röportaj ve dış sesli belgeseller yapmak her zaman için daha kolay olmuştur. Ne yazık ki daha zor olan yolu seçmemişlerdir. Ama ben iyimserim, daha iyi belgeseller yapıldıkça insanların örnek alacakları çoğalacaktır. Daha fazla örnek…Benim filmlerimden biri olan “Grey Gardens” iyi film yapmaya güzel bir örnektir. O filmi biliyor musunuz? İki kadının derinlemesine bir incelemesidir. Ve belgesel film yapımcıları o filmi seyrettiklerinde insan ilişkilerine saygıda kusur etmeden derinlemesine dalabileceklerini göreceklerdir. Hepimizin belgesel film yaparken kaçınması gereken iki uç nokta var: 1- Bir tanesi incitici olabilecek bazı alanlarda fazla kişiselleşmek yani o insanın çok özeline girilmemesine saygı duymalısınız. 2- Diğer yandan kişinin ruhunu anlayamayacak kadar aşırı korumacı davranmak da aynı oranda kötüdür. O zaman, insanların hayatlarına dahil olabileceğimiz ama zorla girmeyeceğimiz bir orta yol seçmeliyiz.
Ben- Sizi kurmaca yerine belgesel yapmaya iten ne oldu?
M- Ben psikolog olarak çalışıyordum. Hatta ilk filmim Rusya’daki akıl hastanelerinde geçiyordu. Psikoloji alanına girmeden önce bile, çocukluğumda, kamera kullanmayı seviyordum. Bu hep benim bilgi aktarma, kendi deneyimlerimi başkalarına aktarma yolum oldu. Psikolojiyi bıraktım çünkü film yapmayı keşfetmiştim. Mesela, akıl hastanelerine gidiyordum. Milyonlarca, milyonlarca insana belgesel film yaparak ulaşabiliyordum ve başka türlü edinilmesi güç bilgileri aktarıyordum. Özellikle de sıradan insanlar söz konusu olduğunda, kapı komşularımızın bile hayatlarını çoğunlukla bilmeyiz. Kamera bizi kapı komşumuza ve tüm diğer ülkelere giden yolun ötesine götürür. Ben-Bu çalışmadaki filminizde, çocuklar sanki kamera hiç yokmuş gibi rahat ve kendileri gibiler. Onları ne kadar zamandır tanıyordunuz?
M – İçlerinden birini önceden tanıyordum, o tereyağı olayındaki. .. Diğer iki çocukla daha önce hiç karşılaşmamıştım. Genelde insanlarla bağ kurmakta hiç zorlanmıyorum. Onları sevsem de sevmesem de. Varsayımsal olarak insanlardan hoşlanırım. Bana güvenebileceklerini bilirler, bana güvenmeleri için hakiki bir istek duyduğumu ve ihtiyatlı olacağımı sezerler. Bana hemen bir şans verirler.
Ben- Bu tam bir gönül bağı. Dün Nancy sizi sunarken “Al’de herşey sevgi içindir” dedi.
M – Çok doğru söylemiş.
Ben- Türkiyedeki belgeselcilere ne söylemek istersiniz, bu dergimizde ve web sayfamızda yer alacak.
M – Kendi anlatım olanakları açısından ele alındığında belgesel nedir sorusu, yaygın bir sorudur. Hayli gözlemci ve sevgi dolu bir tarzda film çekmektir. Yani sadece bir takım önyargılar ya da önceden hazırlanmış bir plan tarafından değil aynı zamanda kendi kendine olmakta olanlarca da yönlendiriliriz. Gerçekliğin size malzeme verebileceğine olan inanç, yani gerçeğe olan inanç, dürüst ve özgün kalmayı sağlayan şeydir. Eğer soru ve cevaplara bel bağlarsanız fazla ileri gidemezsiniz, belgeseli en iyi noktada kaybedersiniz. Kamera, gerçeği sevgiyle kucaklama aracıdır, iyiyi yakalamak, en iyiyi... Bu öyle önemlidir ki, izleyici konu edilen kişilerin yaşadıklarını kendisi yaşamış gibi hisseder. Başka bir deyişle kamera sizi oraya götürür. Sizi oraya götürmekten öte, öylesine duran ve herşeyi kaydeden bir kamera olmaktan öte, kameranın arkasındaki göz bir şairin gözü olmalıdır. Şahsen orada olarak hissedebileceklerinizi aktaracak, bunu bilecek türde bir hassasiyet. Çünkü o kamerayı kullanan insan olağanüstüdür. Bu çoğu insanda olmayan çok özel bir duyarlılıktır. Bu her durumda muhteşem bir yetenektir. Filme çekilen insanlar dikkat çeker. Hayatları özgün bir uyarlamanın tam değeriyle tanınmış olur. Belgeselcinin iyi bir şeyler ortaya çıkarma fırsatı vardır ve milyonlarca insan bunu gördüğü zaman, ne olup bittiğini deneyimledikleri, kendilerini o insanların yerine koydukları zaman, başka bir sınıf, başka bir ülke, başka bir an… çoğu zaman tanıdıkları insanlardan daha yakın hissederler kendilerini onlara karşı.
Ben- Bu tamamen gösterdiğiniz insanlarla paylaşmak ve özdeşleşmek yani.
M – Hatta bazı filmler vardır ki sonunda oradaki insanlara ailenizden bile yakın olabilirsiniz. Başka bir insandan çok daha yakından tanıma şansını buluyorsunuz.
Ben- (Direct) Gerçek sinema hala hayatta, modası geçmiş bir tarz değil. Bunu, günümüz sinemasında sinema veritenin, (direct) yani gerçek sinemanın pek çok izini görmemizden anlayabiliriz.
M-İnsanlar bunun film üretimini nasıl etkileyeceğini soruyor. Daha iyi ekipmanla çok daha iyi olacaktır.
Ben- Gerçek sinema kurmaca olmayan filmlerde yaşıyor. Sinema veritenin izlerine günümüz sinemasında rastlayabiliriz.
M- Çoğu ticari olma ihtiyacıyla zarar görüyor, insanlara bir kaçış sağlamak amacıyla.
Ben- Hala sizden öğrenecek çok şeyimiz var.
M- Türkiye’de benim filmlerimden bazılarını göstereceğiz değil mi?
B- Evet sizin bir master class etkinliğiniz olacak.
M- Yaparız. Belki bir televizyon olur orada.
Ben-Bu sene festivalden ben sorumluyum o yüzden ayarlamaya çalışacağım.
M- Bizim ziyaretimizle aynı zamanda mı.
Ben- Tabi siz festivale davetlimizsiniz.
M- Hmm, Ekim 2006, o günleri ayarlayacağım. Kesinleştirdiğinizde beni haberdar edin.
Ben- Tarih kesin zaten. Görüşmek üzere o zaman. Çok teşekkür ederim. İyi yolculuklar!